Hayâl

huthut

Ortaokul yıllarında ekseriyetle arşınladığımız caddedeyim. Uzun zaman önce kaybettiğim eski sevgilim ile buluşuyoruz. Rüyalardaki o bilindik alacakaranlıkta... Ben eşşek kadar herif oldum o hala yıllar önceki tazeliğinde tabi. Şaşırıyorum. Gittiğini hatırlıyorum, burada olmasına pek de anlam veremiyorum. Belki bir göz yanılsamasıdır diyerek cep telefonu ile fotoğrafını çekmeye çalışıyorum. Ona belli etmemeye çalışıyorum gerçekliğinden şüphelendiğimi anlamasın diye...

Pek konuşmuyoruz. O, hatırladığım kendine özgü tavırlarıyla bir şeyler yapmaya çalışıyor, çocuklar gibi... Eğlenmeye çalışıyor. Ve eğleniyor da galiba yüzünden anladığım kadarıyla. Üzerinde pek güzel olmayan elbiselerle...

Aslında hiçbir şey yapmıyoruz. Ben kaşla göz arasında telefondaki fotoğrafa bakıyorum. Ve eski zamanlardan bir fotoğraf ile karşılaşıyorum.

Kendimi ailesinin yaşadığını düşündüğüm bir evde buluyorum. Evde kimse yok ve eve kimsenin haberi olmadan girmiş olduğumu düşünüyorum. Televizyon kanallarını karıştırıyorum. Fotoğraf gibi bir şeyler arıyorum etrafta onunla ilgili. Denizaşırı bir yerde olduğum için aşmış klostrofobim azmaya başlıyor. Geri nasıl dönebileceğimi, dönüş süresinin uzunluğunu düşünmeye başlıyorum.

Anne ve babamın da yanımda olduğunu görüyorum bir an. Daha sonra evin penceresinden dışarıdaki hareketliliği. Anne ve ablasının geldiğini görüyorum. Annesi pencerenin önüne doğru yaklaşıyor. Ben onların evinde izinsiz bulunduğum için bana kızacaklarından endişeleniyorum ve camı tıklatarak kendimi gösteriyorum. Beni gördüğü zaman evin kapısına doğru yaklaşıyor. Ben de onun yanına gidiyorum. Omzumda bir tespih ve seccade benzeri bir sergi var. Sarılıyoruz. O olaydan beri görüşemiyoruz diyor bana. Nasıl olduğumu soruyor. Bu sırada yanımızdan ellerinde kutsal kitaptan metinler bulunan adamlar giriyor içeriye.

Uyanıyorum, rüyadaki alacakaranlık çökmüş odamın içine...
__________________________





lou salome

bazen öyle olaylar olur ki, kişiliğimize nakış gibi işlenir, bizden olur.
kaybettiğin sevgilinin sana bıraktığı sen, değişmeden, üzerine yenileri eklensede çizgileri kaybolmadan sürdürüyor hayatını. bence rüyadaki kutsal kitaplarla giren adamlar, omzundaki seccade, tespih önemli semboller, ben bunlar üzerindeki yorumu sana bırakıyorum.
alacakaranlıkta buluştuğunuzda gerçek olup olmadığı yönündeki şüphelerin bana yokluğunu kabullenmeye başladığını, zor olan bu gerçekle yüzleştiğini düşündürdü. çektiğin fotoğraftakininde eski günlerden bir fotoğraf olması bu olayın üzerinden geçen zamanı vurgular gibi.

(güzel bir rüya, insanın içini ayna gibi yansıtan o nadir rüyalardan. paylaştığın için sağol, çat pat yorumumda yaptığım hatalar varsa affet...)

__________________________

lou salome

huthut

içten yorumun için teşekkür ederim lou... benim için birden fazla açık kapısı bulunan bir rüya oldu bu. Ve bununla birlikte anlamlandıramadığım noktalar da.

Kabullenmişlik duygusu ağır basıyor bana göre de bu rüyada. Ama rüyaların farkındalıklar ile bağlantısı arasında yeterli bir istatistiğe sahip değilim. Genelde istediğimiz gibi kurma şansına sahip olduğumuz ruh dünyamızda bile değiştirilemez gerçekler ile yüzleşmemiz insan olarak acziyetimizi ortaya koyuyor olabilir.

Rüyada kaybedilen kişi ve bununla birlikte görülen kutsal figürler ile ilgili aslında çok basit ve klasik bir yorumum var. Ve bu yorum yüzlerce yıldır süregelen genel geçer toplumsal yorumumuzdan çok da farklı değil.