koşuyorum. birşeyden kaçıyorum. kaçtığım hep önümü kesiyor. yorgunluk deilsede sanırım kaçmaktan vazgeçiyorum. dizlerime çöküyorum. ellerimle toprağı sıkıca tutuyorum. karşımda dikiliyor. gri ve iri. gözleri bembeyaz. ne elleri nede ayakları var. yüzüde bembeyaz. bana doğru eğiliyor. onunla göz göze bir müddet bakışıyoruz. bana üflüyor. tek bir nefes. çok uzun bir nefes. kırılıp dökülüyorum. parçalarım etrafa dağılıyor. kan damlalarım bile donuk damlacıklar halinde takır takır saçılıyor etrafa. o gidiyor. devamı ... »
lastbestline rüya günlüğü
kaderimin masasında
sislenmiş bir masada üşüyesice içiyorum rakımı. soğuktan çıkan duman sigaramınkini bastırıyorken bir türlü üşüyemiyorum. sağyanımda anlamsız boşluklar sanki bir uçuruma yastlanmışcasına. gelen tek ışık sadece uçurumun rehaveti. sol yanım yeni kararmış koyu kızılımsı bir gece misali. ne önüm belli ne ardım. ne ses var etrafta ne efkar. nedensizce içiyorum gündüz gece. masanın sisi dağılıyor hafiften. masam bomboş o an. hiç mezem yok. sadece içiyorum. belki gece belki gündüz. devamı ... »
söğütün gölgesizliği
katlanılmaz bir sıcağın içinde bulmuştum kendimi. bir gölge belirdi yanı başımda. bu bir söğüt ağacıydı. dev gibi bir söğüt ağacı. gölgesine girdiğimde çok huzurlu hissediyordum. güneş devamlı yön değiştirip beni yakalamaya çalışır gibiydi. bense söğütün gölgesinde dönüp duruyordum. sonra bir dalına uzandım. tutup tırmandım. dalında gölgede uyumak üzereydim. birden dal eğildi. belki rüzgardı belki söğüt öyle istemişti. yere sırtüstü düştüğüm halde sadece kalbimde ağrı vardı. sadece anlamsızca ağacı süzüyordum. devamı ... »
bende ki ben
bir çocuk doğuruyorum. bir kız çocuğu. oysa ellerime aldığımda bu kızın da ben olduğumu farkediyorum. ikimizde çıplağız. onu yıkamaya çalışıyorum nereden geldiği anlaşılmayan sularla. bu sular havada kendiliğinden oluşuyor. sanki bulutsuz yağmur gibi. ve o ellerimde alevleniyor. alevler içerisinde yanıyor. hiç acı çekmiyor sanki. bense artık onu tutamıyorum çünkü nedense ellerim soğuktan onu artık tutamıyor. onun külleri yere döküldüğünde yer de kum halini alıyor. bu kum büyüyor büyüyor dev bir sahraya dönüşüyor. devamı ... »
kayıp dünyam
fırtınalı bir okyanus. ay ışığı heryanı aydınlatıyor. yağmur deli gibi yağıyor. bir tekne belkide bir yelkendeyim. yaklaşık 20 adam boyu. tek bir yelkenimiz var ve fırtınanın rüzgarından yararlanmak için kapatmıyoruz. dalgalar yüzlerce metre boyunda. yıldırımlar her yanımıza düşüyor. isabet almıyoruz. mürettebatımda on adam var beş sağ ve beş sol kürekçi. şarkılar söylüyoruz bağıra bağıra. ben teknenin ucundayım. dev bir yılan yutuyor bizi. derinlere sürüklüyor taa derinlere. ben kılıcımla karnını yarıp çıkmayı başarıyorum. devamı ... »
artık uyanmak istemiyorum.
doğduğum ev yıkılmamış. onunla evde buluşmuşuz. o çok yorgun ve artık çok güçsüz. ben yine siyahlar içindeyim. doğduğum yatakta beraber uzanıyoruz. herikimizde pişmanız hayattan ve birbirimize yaşattıklarımızdan. ona dönüp sarılıyorum. o bana muhtaç duygularla gözlerimin içine bakıyor. ben bir okadar suçlu kalbimle onu sevmeden yapamıyorum. kimsenin ona sarılamayacağı sıkılıkta sarıyorum onu. kimsenin bana veremeyeceği saflıkta bırakıyor kendini bana. sadece sarılıp uzun uzun derin duygulara ve düşüncelere dalıyoruz. devamı ... »
onu hissettim.
bir su kuyusu olmalı. derinliği ayak bileklerime yetişmiyor. yukarıdan su damlıyor etrafa. damlalar düştükçe sesleri ritimsizlikleri beni bunaltıyor. ışık var ön yüzümde fakat kaynağı belirsiz çünkü yukarısı da karanlık. sanırım yanlız değilim. korku bumu diye düşünüyorum belkide. bilmezlik sabrı öğretiyor sanki. sanki nefesler alınıyor karanlıktan. soluma sesleri sanki. belkide hava akımı rüzgar veya uğultudur. ben yinede tedirgin kalıp hazırlıklı bekliyorum. tam karşımda durduğunu anlıyorum. karanlığın içinde ve görünmüyor. devamı ... »
bereatımın imzası
kağıdı dört kez katlayıp kalbimin üzerine koyuyorum. ve artık evime dönüyorum. devamı ... »
arkadaşımın aşkı
arkadaşım ağlayarak yanıma geliyor ve bana sarılıyor. ne olduğunu soruyorum. sevgilisinin dolandırıldığını ve senet imzalatıldığını söylüyor. kimmiş bulup alırım ben diyorum. artık çok geç mahkeme oldu bu gece 24.00 ra kadar parayı getiremezse tutuklanıp asılacak diyor. dur ağlama ne kadarmış diyorum. bir trilyon diyor. o ara hakim geliyor yanımıza. arkadaşımın sevgiliside arkasından geliyor elleri kelepçeli. parayı buldunuzmu diyor hakim. ben bulduk diyorum. şaşırıyorlar. sonra bunları yan binaya sokuyorum. orada beyaz shoow varmış. devamı ... »
SANALKARNASYON
ölmüş ve bir kalabalıkla birlikte aynı istikamette yürürken buluyorum kendimi. herkezin ensesinden kalçasına uzanan bir yazı var sırtında. herkez aynı yöne ilerliyor durmadan. birileri guruplara ayırıyor gelenleri ve yönlerini değiştiriyorlar. ellerinde dev kitaplar var boyları kadar dev. sen avukat olacaksın diyor biri bazılarına. başkası sen hademesin. böyle aramızdan her ilerleyişte birileri eleniyor ve elenenlerin sırtlarındaki yazılar değişip yokoluyorlar. arkamdan da artan bir kalabalık devamlı ekleniyor peşimize. devamı ... »
dokuz taş
biri beni yatağımdan kaldırıp yere fırlatıyor. apartmanıdaki bütün katlardan geçip yerin içine düşüyorum. başka biri alıp sağa fırlatıyor. bir havuz var burada simsiyah sanki petrol gibi. biri çıkarıp bu havuzdan beni başka bir havuza fırlatıyor. bu seferki gümüş gibi. biri çıkarıp başka bir havuza fırlatıyor. bu seferki süt gibi. biri çıkartıp göğe fırlatıyor beni yukarı yükseldikçe hız kesiliyor duruyorum ve düşmeye başlıyorum. dokuz kişi var düşeceğim yerde. sayabiliyorum çünkü dokuz taş oyununu çok oynardım. devamı ... »
damadı yakalarsam...
kız kardeşim elimden tutmuş bir hangara getiriyor beni. "en mutlu günüm" gibi cümlelerle gülüyor. nereye ,neler oluyor diye soruyorum. bugün söz keseceğiz diyor. kime, nerde, gibi sorular soruyorum. ben evleniyorum diyor. ailemizin haberi yokmuş ve gizli kapaklı bir iş peşinde gibiyiz. ben o an kardeşimi caydırma fikirleri ararken o hızla ilerliyor. sanki yetişemiyorum. bu arada çok yavaşım. birileriyle selamlaşıyor. olamaz bunları tanıyorum. yanıma geliyorlar. elimi sıkıca tokalıyorlar. hafif tebessümler var simamda. devamı ... »
üç damla göz yaşım
bir cadde gece karanlık ve hafif yağmur atıştırıyor. birini arıyorum ama sinirliyim. gelen geçen bana çarpıyor bu beni dahada sinirlendiriyor üstelik dönüp sert bakarak yollarına devam ediyorlar. ayağımı biri tutuyor. yaşlı bir dilenci yatmış yaşlı ve güçsüz. gel diyor yanıma otur. yanına çekiyor prası ıslanmıyor. bana birşeyler anlatıyor ama duyamıyorum gözüm aradığım kişiyi aramakta. önünde kırık topraktan bir tas var içinde yağmur birikmiş. biri tekme atıyor tasa tas devriliyor. devamı ... »
ruhumu asla
ormanda yürüyorum. ne nereye gittiğimi ne de neden yürüdüğümü hatırlamıyorum. sık ağaçlardan zaman zaman güneş sızıyor. genelde etraf grimsi. bastığım çimenler kurumuş. bastıkça çıtırdıyorlar. bağzı yapraklar çok telaşlı sallanıyor bağzıları kıpırdamıyor. arkamda biri var. tam ensemde. onu hissediyorum. nefes alışlarını hissediyorum. dönmek ve bakmak istemiyorum. haberim yokmuş gibi aldırmıyorum. o inatla ensemde soluyor. etrafta ayna olsa görsem diyorum ama yok. bir ağaç var ona ilerliyorum. kurumuş bir ağaç. devamı ... »
